July 3, 2008

Northern blot

Northern blot, moleküler genetikde kullanılan hibridizasyon yöntemlerinden biridir.

Bu teknik Southern blot’a çok benzer, ancak bu yöntemde DNA yerine mRNA veya virüs RNA’sı kullanılarak işlem yürütülür. Prob olarak, RNA’ya eşlenik olan işaretli 32p cDNA veya cRNA’dan yararlanılır. Testin yapılışı ve değerlendirilmesi Southern blot hibridizasyonunda olduğu gibi, filtre üzerine bir röntgen filmi konularak otoradyografisi gerçekleştirilir. Filtre üzeride RNA-DNA ya da RNA-RNA hibridizasyonu gerçekleştirilir.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

July 2, 2008

Ukrayna ekonomisi

Commodities

Economy of Ukraine
Currency 1 Hryvnia (UAH) = 100 kopiykas
NBU official exchange rate 5.05 UAH for 1 USD(as of October 2005)
Fiscal year Calendar year
Trade organisations CIS and GUUAM
Statistics
GDP Ranking 30th (2004 est.) [1]
GDP $299.1 billion (2004 est.)
GDP growth rate 12% (2004 est.)
GDP per Capita $6,300 (2004 est.)
GDP by sector agriculture (18%), industry (45.1%), services (36.9%) (2004 est.)
Inflation rate 12% (2004 est.)
Pop below poverty line 29% (2003 est.)
Labour force 21.11 million (2004 est.)
Labour force by occupation agriculture 24%, industry 32%, services 44% (1996)
Unemployment rate 3.5% officially registered; large number of unregistered or underemployed workers; the International Labour Organization calculates that the realistic rate is around 9-10 percent (2004 est.)
Main Industries coal, electric power, ferrous and nonferrous metals, machinery and transport equipment, chemicals, food processing (especially sugar)
Trading partners
Exports $32.91 billion (2004 est.)
Main partners Russia 17.4%, Turkey 7.2%, Italy 5.9%, China 5.3% (2003)
Exports ferrous metals and nonferrous metals, fuel and petroleum products, chemicals, machinery and transport equipment, food products
Imports $31.45 billion (2004 est.)
Main partners (2003) Russia 33.4%, Germany 13.7%, Turkmenistan 6.3%, Italy 4.6%, China 4.4% (2003)
Imports Commodities energy, machinery and equipment, chemicals
Public Finances
Public Debt $73.88 billion (24.7% of GDP) (2004 est.)
External Debt $16.37 billion (2004 est.)
Revenues $13.57 billion (2004 est.)
Expenses $12.26 billion (2004 est.)
Economic Aid - Recipient $637.7 million (1995); IMF Extended Funds Facility $2.2 billion (1998)
[ edit ]

Konu başlıkları


Genel bakış


Ukrayna’daki Türk yatırımları

Ukrayna’da yatırım yapan Türk şirketleri şunlardır:

  • Turkcell
  • Ülker
  • Efes Pilsen
  • Özar - Akyapı

Ukrayna ile ilgili Türk dernekleri şunlardır:

  • Türk Ukrayna İş Adamları Derneği
  • Türkiye-Ukrayna Dostluk Derneği


Çeşitli bilgiler


Linkler

  • http://ukrayna.info/Ekonomi/

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Mete Çubukçu

1962 Gebze doğumlu. Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdi. 12 Eylül 1980′den sonra Kara Harp Okulu’ndan ayrıldı. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulunu bitirdi. Gazeteciliğe 1986′da başladı. Karacan Yayınları, Nokta Dergisi’nde çalıştı. 1992′den bu yana televizyoncu. Kanal 6, ATV, Star TV’de görev yaptı. Halen NTV Haber Müdürü.
Dünyanın birçok kriz ve savaş bölgesinde; Afganistan, Filistin, Bosna, Azerbaycan, Irak, Kosova, Çeçenistan, Cezayir, Lübnan, Güneydoğu Anadolu’da haber yaptı. Başta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olmak üzere birçok kuruluştan ödül aldı. NTVMSNBC, Birgün Gazetesi’nde ve Birikim dergisinde yazıyor. Maltepe Üniversitesi’nde Uluslararası Gazetecilik dersi veriyor. Bizim Filistin (2002) Ateş Altında Gazetecilik(2005), Ortadoğu’nun Yeniden İşgali(2006) adlı kitapları var. Birikim dergisinde yayınlanan makalelerinin indeksi için: [1]

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Arnavut kaldırımı

Arnavut kaldırımı, desenden bağımsız, belli büyüklükteki taşlarla kaplanmış yaya yürüyüş yoludur.

Yağmur sularının taşların arasından akmasına izin verdiği için yoğun yağış alan bölgelerde kullanımı yaygındır. Ayrıca altyapı kazılarının yoğun olduğu dönemlerde, sökülmesi ve tekrar döşenmesi kolay olduğu için de tercih edilir. Asfalt olmadığı zamanlarda, önemli ticaret yolları buna benzer teknikler kullanılarak döşenmiştir.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Niobyum

Niobyum, sembolü Nb, atom numarası 41 olan kimyasal elementtir.

Atom ağırlığı 92.90638 g/mol, rengi oda koşullarında metalik gridir. Oda koşullarında katı halde bulunur. D-blok elementi olup, bir metaldir.

Niyobyum metali 1801 yılında Charles Hatchett tarafından keşfedilmiştir. Doğada yaygın olarak, niobit [(Fe, Mn)(Nb, Ta)2)O6], niobit tantalit [(Fe, Mn)(Ta, Nb)2)O6], mineralleri içerisinde bulunur.

Minerallerinde aynı zamanda bulunan tantal ve niobyumun kimyasal özellikleri birbirine çok benzediği için ayrışması zordur. Niobyum mineralinden önce alkali çözelti ile sonra da hidroflorik asit yarımı ile ekstrakte edilir. Çözeltideki tantal sıvı-sıvı ekstraksiyonu yardımı ile ayrılır. Bu uygulamada tantal tuzu MIBK (metil isobütil ketone, 4-metil pentan-2-on )ile ekstrakte edilir. Niobyum çözeltide kalır. HF’li çözeltinin MIBK çözeltisi ile ekstraksiyonu ile organik çözelti niobyum içerir. Daha sonra bu çözeltide ki niobyum oksidine dönüştürülür. Karbon veya sodyum ile indirgenerek saf metalik niobyum eldedilir.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

July 1, 2008

Gilan (Kosova)

Gilan
Гњилане
İl Gilan (İl)
Nüfus 130,000)
Telefon Kodu +381 280
Zaman dilimi [[UTC+1]]
Web sitesi [1]

Gilan (Arnavutça: Gjilani or Gjilan, Sırpça: Гњилане, or Gnjilane) Kosova’nın bir şehri. Kosova’nın doğusunda yer alır. Şu anda güvenliği Kfor’a bağlı ABD askerleri tarafından sağlanmaktadır. Arnavutların çoğunlukta olduğu şehirde aynı zamanda Türkler, Sırplar ve Çingeneler de yaşamaktadır. Türkçe şehirdeki resmi diller arasında yer almaktadır. Ayrıca buraya bağlı Doburçan köyünde de Türkler yaşamaktadır. Merkezi, 42.47° Kuzey, 21.48° Doğu kordinatlarında bulunmaktadır.


İsimi ve tarihi

İsminin kökeni hakkında tartışmalar vardır. Arnavut kaynaklar şehrin geç Ortaçağ döneminde Balkanların merkezi olan Novo Brdo’dan gelen Gjinaj ailesi’nden Bahti Beg Gjinoli tarafından 1772′de kurulduğunu iddia ederler.

Sırp kaynaklar ise bu isimin Sırpça’da rezil anlamına gelen gnjidav’dan geldiğini ve 14. Yüzyıl’dan beri kullanıldığını iddia ederler.

Türkiye’ye büyük oranda göç vermiş bir bölgedir. Bölgeden Türkiye’ye göçen aileler arasında Gelan, Geylan soyisimleri yaygınca kullanılır.


Nüfus

1991 yılında nüfusu 103,675 kişidir. Bu rakamın %90,54′ünü Arnavutlar, % 7,83′ünü Sırplar, Türkler ve çingeneler oluşturur.
2003 yılında belediyenin sayımına göre şehirde yaşayan 79,898 kişi ile birlikte 133,724 kişi yaşamaktadır.


Dış linkler

  • Gilan Belediyesi
  • Foroğraflar
  • Nato Kuvvetlerinin bölgeyi bombalaması sırasında çekilmiş fotoğraflar
  • Kosova nüfusu üzerine
  • Gilan isimli mücevher firmasının şehrin ismini taşıyan markası

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Şemail

Tabiatlar, huylar anlamındaki şemail, bir kimsenin dış görünüşü, fizyonomisini anlatan terimdir. Özel olarak Muhammed’in dış görünüşünü anlatan eserdir.

Şemaili şeriflerde veya hilyelerde peygamberin fizik görünüşü, hilkati, sureti ayrıntılı şekilde anlatılmıştır.

Hadislerden bize gelen bilgilere göre peygamberin şemaili şöyledir:

Alnı geniş ve açık, sakalı sık ve değirmi, siyah gözlü, ince kaşlı, ince parmaklı, büyük elli, bedenin sadece üst göğsü kıllı, orta boylu, iki omzu arasında nübüvvet beni var, uzun kirpikli, düz veya kıvırcık olmayan saçları, ne şişman ne zayıf, tok ve kararlı sesi, yanakları düz, dişleri bembeyaz, göğsüyle karnı aynı hizada, yürürken hafif öne eğilerek yürür.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 30, 2008

Dicle barajı

Dicle Barajı ve HES, Diyarbakır ili sınırları içerisinde Diyarbakır’a 50 km mesafede, Maden ve Dibni çaylarının birleşerek Dicle Nehri’ni meydana getirdiği mevkiiden 800 m mesafede ve Kralkızı Barajı aksının 22 km mansabında yer almaktadır. Proje çalışmalarına 1986 yılında başlanmıştır.

Projenin amacı sulama ve enerji olup, Dicle sağ sahil ovalarından 54.279 ha cazibe, 75.880 ha pompajla olmak üzere toplam 130.159 ha arazi sulanacaktır. Ayrıca santral 2 * 55 = 110 MW gücünde olup, yılda 298 milyon KWh elektrik enerjisi üretecek kapasitededir.

Kralkızı-Dicle entegre projesinin bir parçası olan Dicle Barajı ve HES Projesinin gerçekleşmesi ile birlikte, Dicle Barajı ve HES’den yılda 298 milyon KWh elektrik enerjisi üretilerek, ekonomiye 1997 yılı fiyatlarıyla 2 trilyon 980 milyar TL, sulamadan yılda 9 trilyon 800 milyar TL olmak üzere toplam 12 trilyon 780 milyar TL katkı sağlamaktadır. 25 Ekim 1997′de su tutulmaya başlayan projede 30 Aralık 1997′de inşaat bitirilmiştir. 1997 yılı fiyatlarıyla hesaplanan proje maliyeti yaklaşık 22 trilyon TL’dır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

The Man with Two Brains

The Man With Two Brains (İki Beyinli Adam) 1982 yapımlı güldürü filmi. Yönetmenliği Carl Reiner’in yaptığı filmin başrolünde Steve Martin var. Senaryosunuysa Carl Reiner, George Gipe ve Steve Martin’in hazırladığı film Total film dergisinde 2000 sayısında yapılan tüm zamanların en iyi 100 komedi filminde 35. olmuştur.

Konu başlıkları


Konusu

Dr. Michael Hfuhruhurr (Martin), son günlerde yaptığı ameliyatlarla çok iyi başarı kazanmıştır. Michael beyin konusunda en uzman doktor olarak görüntülenmektedir. Kendisi de böyle düşünmektedir. Ama yanılıyordur. Michael beyinlerin neredeyse hayranıdır, en secdiği film bile beyinle ilgilidir, fakat karısı Rebecca’nın ani ölümünü atlatmaya çalışırken bir gün arabada söyleşi yaparken başarılı bir dolandırıcı kadın olan Dolores’e (Kathleen Turner) çarpar. Bir süre sonra Dolores’e aşık olup evlenen Michael balayında garip bir doktorla tanışır aynı doktor asansörde insanları öldürttürüp onların beyinleriyle araştırma yapmaktadır, bu Doktor Alfred Necessiter (David Warner), Michael Hfuruhurr’u kendi laboratuvarına götürür Michael bu zaman kendisinin en iyi beyin cerrahı olmadığını anlar ama olaylar bununla sınırla değildir bir beyin Michael’la konuşmaya başlar ve sadece Michael’la konuşuyordur. Başka kimse onun sesini duymamaktadır. Bir süre sonra resmen beyine aşık olan Michael onu kaçırır ve şimdi amacı ona ölü bir beden bulmak.


Hatalar

Film bittiğinde gelen yazılarda Stepfanie Kramer ismi yanlışlıkla Stephanie Kramer olarak düşülmüş.


İlgili


Bağlantı

  • “Saturday Night Live: Kathleen Turner/John Waite (#10.10)” (1985)
  • ¡Three Amigos! (1986)
  • Dirty Rotten Scoundrels (1988)
  • L.A. Story (1991)
  • Orgazmo (1997)
  • “Spin City: The Mayor with Two Brains (#3.23)” (1999)
  • Man on the Moon (1999)
  • Popcorn (2003)


Alıntı

  • Donovan’s Brain (1953)
  • “The Merv Griffin Show” (1962)


Gönderme

  • Rebecca (1940)
  • The Brain That Wouldn’t Die (1962)


İlgili Linkler

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Gaetano Donizetti

Domenico Gaetano Maria Donizetti (29 Kasım 1797, Bergamo, İtalya – 8 Nisan 1848, Bergamo) İtalyan opera bestekarı. En ünlü bestesi 1835 yılında bestelediği Lucia di Lammermoor ‘dir.


Yaşamı

Altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak çok fakir bir ortamda dünyaya geldi. Babası Andrea tefeci dükkanında görevliydi, annesi Domenica Nava ise terziydi. Müzikle ilgisi olmayan ailesine rağmen, Donizetti’nin içindeki gizli yetenekler opera bestecisi olan Simon Mayr’in desteği altında ortaya çıktı. Mayr, 1806 yılında parasız eğitim veren bir müzik okulu kurmuştu. Donizetti bu okula katılan ilk öğrencilerdendi ve 1814 yılına kadar burada eğitim gördü. Bu okul, İtalya’nın diğer şehirlerinde sık rastlanmayan bir müzik eğitimi veriyordu. Mayr, Donizetti’ye büyük destek sağladı, hatta iki yıl boyunca Bolonya’daki Padre Mattei’den konturpuvan llcrsi alması için maddi destek verdi. Donizetti, 1817 yılında Bergamo’ya döndüğünde Mayr, genellikle Venedik’te iş yapan bir kuruluştan kontrat almasını sağladı. Donizetti’nin Zoraida di Granata operası Napoli operası ile verimli bir anlaşma yapmasını sağlayacak kadar başarılı bulunmuştu.

Meteorik kariyeri olan çağdaşlarının aksine Donizetti, şöhret basamaklarını ağır ağır tırmandı. 1822 yılında Napoli’de besteci olarak çalışmaya başladı Ve içlerinde L’ajo nell’imbarazzo ve Elisabetta al Castello di Kenihvorth olan bazı güzel eserlerini besteledi. Fakat ilk büyük başarısı ancak 1830 yılında Milano’da Teatro Carcano’da oynanan Anna Bolena ile geldi. Eser Öyle büyük ilgi uyandırdı ki kısa zamanda Paris, Londra, Madrid, Dresden ve Havana’da oynandı. Enerjik çatışmalar ve vokal gösterişe dayalı Anna Bolena, Donizetti’nin sıklıkla kullanacağı; İngiltere, İskoçya ve delilik temalarını içeren ilk operasıdır. En çok bilinen operası “Lucia di Lammermoor”‘da aynı temaları içerir.

Verimli, rahat ve zengin bir şekilde çalışma masasında oturur, etrafını saran kıskançlıklara karşı duyarsız ve habersiz bir şekilde kantatların, dini eserlerin ve motetlerin yanında başarılı iki üç operayı bir yıl içinde besteler, üzerine düşen her görevi yapardı. Kontrat, libretto ve tiyatrolardaki kargaşalara rağmen ayrıca Napoli Konservatuarında öğretmenlik görevi de üstlenmişti. Her ne kadar en güzel eserlerini Napoli’de verdiyse de bu şehirde hep bir yabancı olarak kaldı.

Roma’lı bir avukatın kızı olan Virginia Vasselli ile 1828 yılında evlendi. Üç çocuklarından hiçbir tanesi çocukluk yaşlarından sağ olarak kurtulamadı. Karısının 1837 yılında kolera salgınından ölmesi Donizetti’yi ciddi bir bunalıma soktu.

Karısının ölümünden sonra ve en güzel operaları San Carlo tarafından reddedilince ayrıca konservatuardaki müdürlük görevi kendisine verilmeyince Donizetti bu şehri terk etmeye karar verdi. Böylece 1838 yılında Napoli, en güzel operalarını (L’elisire d’amore (1832), Parisina (1833), Lucrezia Borgia (1833), Maria Stuarda (1834), Roberto Devereux (1837), ayrıca hepsinden başarılı olarak kabul edilen Lucia di Lammermoor (1835) besteleyen Donizetti’yi sonsuza dek kaybetmiş oldu.

Napoli Operası ile olan kontratını iptal etmesi Avrupa’daki diğer büyük operalarla serbestçe çalışmasına imkan verdi. L’elisire d’amore işte bu zamanda, 1832 yılında Milano’da bestelenmiştir.

Olağanüstü verimli olması ve hızlı çalışması aldığı bir çok opera kontratını ve diğer opera dışı kontratları tamamlamasına olanak veriyordu. Değişik operalar için yılda beş tane eser besteliyor, bunlar bir perdelik komedilerden ciddi dramlara kadar çeşitlilik içeriyordu.

Zor bir durum içinde olduğunu gören arkadaşı Rossini, onu Paris’e çağırdı. Diğer operaları başarı ile oynanırken, Donizetti burada yeni eserler vermeye başladı. Paris’te yeteri kadar para kazanıp emekliye ayrılmayı düşünse de, fizik ve akıl sağlığının bozulmaya başlaması onu daha yoğun bir şekilde çalışmaya mecbur ediyordu.

Paris Operası için yaptığı ilk çalışma CorneiUe’in harika ve etkileyici oyunundan temelini alan Poliuto operasının yeniden yorumlanmış hali olan Les Martyres oldu. Poliuto operası birkaç ay önce İtalyan sansür kurulu tarafından yasaklanmış bir eserdi. Donizetti’nin Paris’te onu taçlandıracak olan operalarının her ikisi de komedi tarzında oldu. La fille du Regiment ve Don Pasquale. Don Pasquale Theatre Italien için bestelenmişti. Bu operanın bestelenişi sırasında Donizetti: “Konu insanı memnun ederse kalp konuşur, insanın kafası ileri doğru hamle yapar ve el yazar” demiştir.

1840′larda Avusturya, İtalya’nın büyük bir bölümünü işgal etmiş olmasına rağmen Avusturya’daki Kapellmeister pozisyonunu 1842 yılında kabul etti. Giuseppe Verdi’nin aksine Donizetti, politik olaylara karşı oldukça duyarsızdı. 1848 yılında Verdi, “La Battaglia di Legnano” operasıyla Avusturya işgaline karşı oldukça politik mesajlar yollayacaktı.

Donizetti melankolik yapısı, garip hareketlen ve felçli olmasına rağmen opera bestelemeye devam etti. 1845 yılında Paris’e geri döndü, yeğeni onu doktor gözetimine aldırdı. Frengi kaynaklı beyin-omurilik bozulması teşhisi konuldu. 17 ay boyunca Paris dışında bir sanatoryumda kaldı. 1847 yılında konuşamaz ve felçli bir halde Bergamo’ya geri döndü ve 1848 yılında ölene kadar burada kaldı.

Donizetti, İtalyan Romantik dönemin en verimli sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Operaları dramatik yapı taşır ve karakter betimlemelerini ustaca yorumlar. 23 yaşındaki bariton Giorgio Ronconi’nin olağanüstü yeteneğinden etkilenmiş ve bu baritona göre eserler yazmıştır. Böylelikle ilende Verdi tarafından daha da geliştirilecek olan ses tipinin gelişimini başlattığı bilinir.


Operaları

  • Il Pigmalione (1816; 13.10.1960 Teatro Donizetti, Bergamo)
  • Enrico di Borgogna (14.11.1818 Teatro San Luca, Venedik)
  • Una follia (17.12.1818 Teatro San Luca, Venedik) (kayıp)
  • Le nozze in villa (1821? Teatro Vecchio, Mantua)
  • Il falegname di Livonia, ossia Pietro il grande (26.12.1819 Teatro San Samuele, Venice)
  • Zoraïda di Granata (28.1.1822 Teatro Argentino, Roma)
  • La zingara (12.5.1822 Teatro Nuovo, Napoli)
  • La lettera anonima (29.6.1822 Teatro del Fondo, Napoli)
  • Chiara e Serafina, ossia I pirati (26.10.1822 Teatro alla Scala Milan)
  • Alfredo il grande (2.7.1823 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Il fortunato inganno (3.9.1823 Teatro Nuovo, Napoli)
  • Zoraïda di Granata [rev] (7.1.1824 Teatro Argentino, Roma)
  • L’ajo nell’imbarazzo (4.2.1824 Teatro Valle, Roma)
  • Emilia di Liverpool (28.7.1824 Teatro Nuovo, Napoli) (L’eremitaggio di Liverpool)
  • Alahor in Granata (7.1.1826 Teatro Carolino, Palermo)
  • Don Gregorio [rev of L’ajo nell’imbarazzo] (11.6.1826 Teatro Nuovo, Napoli)
  • Elvida (6.7.1826 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Gabriella di Vergy (1826; 29.11.1869 Teatro San Carlo, Naples) (Gabriella)
  • Olivo e Pasquale (7.1.1827 Teatro Valle, Roma)
  • Olivo e Pasquale [rev] (1.9.1827 Teatro Nuovo, Napoli)
  • Otto mesi in due ore (13.5.1827 Teatro Nuovo, Napoli) (Gli esiliati in Siberia)
  • Il borgomastro di Saardam (19.8.1827 Teatro del Fondo, Napoli)
  • Le convenienze teatrali (21.11.1827 Teatro Nuovo, Napoli)
  • L’esule di Roma, ossia Il proscritto (1.1.1828 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Emilia di Liverpool [rev] (8.3.1828 Teatro Nuovo, Napoli)
  • Alina, regina di Golconda (12.5.1828 Teatro Carlo Felice, Cenova)
  • Gianni di Calais (2.8.1828 Teatro del Fondo, Napoli)
  • Il paria (12.1.1829 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Il giovedi grasso (26.2.1829? Teatro del Fondo, Napoli) (Il nuovo Pourceaugnac)
  • Il castello di Kenilworth (6.7.1829 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Alina, regina di Golconda [rev] (10.10.1829 Teatro Valle, Roma)
  • I pazzi per progetto (6.2.1830 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Il diluvio universale (28.2.1830 Teatro San Carlo, Naples)
  • Imelda de’ Lambertazzi (5.9.1830 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Anna Bolena (26.12.1830 Teatro Carcano, Milan)
  • Le convenienze ed inconvenienze teatrali [rev, Le convenienze teatrali] (20.4.1831 Teatro Canobbiana, Milan)
  • Gianni di Parigi (1831; 10.9.1839 Teatro alla Scala Milan)
  • Francesca di Foix (30.5.1831 Teatro San Carlo, Napoli)
  • La romanziera e l’uomo nero (18.6.1831 Teatro del Fondo, Napoli) (libretto kayıp)
  • Fausta (12.1.1832 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Ugo, conte di Parigi (13.3.1832 Teatro alla Scala Milan)
  • L’elisir d’amore (12.5.1832 Teatro Canobbiana, Milan)
  • Sancia di Castiglia (4.11.1832 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Il furioso all’isola di San Domingo (2.1.1833 Teatro Valle, Roma)
  • Otto mesi in due ore [rev] (1833, Livorno)
  • Parisina (17.3.1833 Teatro della Pergola, Floransa)
  • Torquato Tasso (9.9.1833 Teatro Valle, Roma)
  • Lucrezia Borgia (26.12.1833 Teatro alla Scala Milan)
  • Il diluvio universale [rev] (17.1.1834 Teatro Carlo Felice, Cenova)
  • Rosmonda d’Inghilterra (27.2.1834 Teatro della Pergola, Floransa)
  • Maria Stuarda [rev] (18.10.1834 Teatro San Carlo, Naples) (Buondelmonte)
  • Gemma di Vergy (26.10.1834 Teatro alla Scala Milan)
  • Maria Stuarda (30.12.1835 Teatro alla Scala Milan)
  • Marin Faliero (12.3.1835 Théâtre-Italien, Paris)
  • Lucia di Lammermoor (26.9.1835 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Belisario (4.2.1836 Teatro La Fenice, Venedik)
  • Il campanello di notte (1.6.1836 Teatro Nuovo, Napoli)
  • Betly, o La capanna svizzera (21.8.1836 Teatro Nuovo, Napoli)
  • L’assedio di Calais (19.11.1836 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Pia de’ Tolomei (18.2.1837 Teatro Apollo, Venedik)
  • Pia de’ Tolomei [rev] (31.7.1837, Sinigaglia)
  • Betly [rev] ((?) 29.9.1837 Teatro del Fondo, Napoli)
  • Roberto Devereux (28.10.1837 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Maria de Rudenz (30.1.1838 Teatro La Fenice, Venedil)
  • Gabriella di Vergy [rev] (1838; 8.1978 recording, Londra)
  • Poliuto (1838; 30.11.1848 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Pia de’ Tolomei [rev 2] (30.9.1838 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Lucie de Lammermoor [rev of Lucia di Lammermoor] (6.8.1839 Théâtre de la Rennaisance, Paris)
  • Le duc d’Albe (1839; 22.3.1882 Teatro Apollo, Rom) (Il duca d’Alba)
  • Lucrezia Borgia [rev] (11.1.1840 Teatro alla Scala Milan)
  • Poliuto [rev] (10.4.1840 Opéra, Paris) (Les martyrs)
  • La fille du régiment (11.2.1840 Opéra-Comique, Paris)
  • L’ange de Nisida (1839; ?)
  • Lucrezia Borgia [rev 2] (31.10.1840 Théâtre-Italien, Paris)
  • La favorite [rev of L’ange de Nisida] (2.12.1840 Opéra, Paris)
  • Adelia (11.2.1841 Teatro Apollo, Roma)
  • Rita, ou Le mari battu (1841; 7.5.1860 Opéra-Comique, Paris) (Deux hommes et une femme)
  • Maria Padilla (26.12.1841 Teatro alla Scala Milan)
  • Linda di Chamounix (19.5.1842 Kärntnertortheater, Viyana)
  • Linda di Chamounix [rev] (17.11.1842 Théâtre-Italien, Paris)
  • Caterina Cornaro (18.1.1844 Teatro San Carlo, Napoli)
  • Don Pasquale (3.1.1843 Théâtre-Italien, Paris)
  • Maria di Rohan (5.6.1843 Kärntnertortheater, Viyana)
  • Dom Sébastien (13.11.1843 Opéra, Paris)
  • Dom Sébastien [rev] (6.2.1845 Kärntnertortheater, Viyana)

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Viyana Filarmoni Orkestrası

Viyana Filarmoni Orkestrası, Avusturya’da bulunan ve dünyanın en iyi senfonik müzik topluluğu olarak bilinen orkestradır.

Konu başlıkları


Tarih

1842 yılında besteci Carl Otto Nicolai tarafından kurulmuştur. Beethoven ve Mozart’ın senfonik eserlerini seslendirmeyi arzulayan Viyana Devlet Operası Orkestrası sanatçılarının operadan bağımsız olarak filarmonik konser dizileri sunma kararını alması ile Viyana Filarmoni Orkestrası oluşmuştur. Tamamen bağımsız ve kararlarını üyelerinin demoktratik oyları ile alan bir orkestradır, günümüzde de bu ilkeler ile hareket eder. İdari işlerin bir kısmı aralarından seçilen 12 kişilik bir idare komitesine devredilmiştir. İdari kurulun yetkisi dışındaki tüm konularda basit çoğunluk kararı ile harekete edilir.


Konser Salonu

Viyana Filarmoni Orkestrası, Viyana’daki Müzik Dostları Derneği Salonu’nda (Musikvereinsaal) düzenli konserler verir. Özel konserler ve turnelerle birlikte yılda 90 konser vermektedir.


Viyana Devlet Operası

Orkestra üyeleri, Viyana Devlet Operası Orkestrası’nda üç yıllık deneme süresini tamamlayan müzisyenler arasından seçilir. Viyana Filarmoni’nin daimi üyeleri, Viyana Operası’nda da çalışmayı sürdürür. Seksen yıldır Viyana Filarmoni, Viyana Operası’nın yaz tatilinde olduğu sırada Salzburg’a gider ve Salzburg Festivali’nin omurgasını oluşturur.


Şefler

Orkestra, 1933′ten bu yana daimi bir şef altında bulunmaz; her bir konseri dünyaca ünlü konuk şefler tarafından yönetilir. 1933′e kadar olan dönemde ise abone konserlerini yönetmek için her sene bir şef seçilmiş ve kimi zaman bir kaç yıl, kimi zaman çok daha uzun süre üst üste seçilen şefler tarafından yönetilmiştir.

1847′de Nicolai’nin Viyana’yı terk etmesinden sonra pasif hale gelen orkestra, 1860′ta Carl Eckert’in şef olarak orkestraya girmesi ile konser aboneliklerini başlatmış ve düzenli konser vermeyi hiç bırakmamıştı.

1875-1882 yılları arasında Hans Richter tarafından yönetilen orkestra, bu dönemde Brahms’ın 2. ve 3. senfonilerinin ilk seslendirilişini gerçekleştirdi.

İlk yurtdışı konserini Paris’te orkestrayı 1898-1901 arasında yöneten Mahler’in şefliği döneminde verdi. Daha sonraki şefler Felix Weingartner (1908–27), Wilhelm Furtwängler (1927–30) ve Clemens Krauss (1930–1933|33]]) idi.


Enstrümanlar

Orkestranın önemli bir özelliği diğer büyük orkestralarda bulunmayan kendine özgü enstrümanların ve çalma tarzlarının varlığıdır. Kullanılan klarnet, trombon, timpani, obua gibi çalgılarda farklıdır. Orkestra, 18. yüzyıl sonu Avrupa müzik anlayışını ve sesini korumuştur. 19. yüzyılda müzikte ulusal akımların doğması ile enstrüman yapımında farklılıklar olmuştu; Viyanalılar ise Viyana Klasiklerine sadık kalmışlardır. Konserleri verdikleri ünlü “Altın Salon”un efsanevi akustik özelliklerinin de orkestranın kendine özgü sesine katkısı vardır.


Ayrımcılık

Dünyanın geleneklerine en bağlı orkestrası olarak tanınan topluluk, arasına kadın sanatçıları, siyah ve sarı derili sanatçıları daimi üye olarak katmakta isteksiz davranması nedeniyle eleştirilir. Kadın Müzisyenler Birliği’nin çabaları sonucu 1997′den itibaren kadın arp, viyola, viyolansel sanatçılarını kabul etmeye başlamıştır. 2001′de Asyalı melez bir kemancı daimi üye olmuş, 2005′te Avustralyalı Simone Young, Viyana Filarmoni’yi yöneten ilk kadın şef olmuştur.


Yeni Yıl Konseri

Orkestranın geleneksel hale gelen Yeni Yıl Konserleri çok ünlüdür. Bu konserlerde ağırlıklı olarak Strauss ailesine mensup bestecilerin eserleri seslendirilir.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Konstantin Simonov

Konstantin Simonov ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini [ geliştirerek] Vikipedi’ye katkıda bulunabilirsiniz.</td ></tr ></table ></div >

Konstantin Simonov (Rusça: Константин Михайлович Симонов; 1915 -28 Ağustos 1979) Rus/Sovyet yazar

Tam adı Konstantin Mikhailovich Simonov’dur.


Eserleri

Albayın Aşkı

Savaşsız Yirmi Gün - Lopatin’in Notları

Bir Daha Görüşmeyeceğiz - Lopatin’in Notları

Günler ve Geceler

Savaş Günleri

Anayurdun Dumanı


Kaynaklar

  • İngilizce Vikipedi


Dış Bağlantılar

[Yazara ilişkin, İngilizce ve Rusça içeriğe sahip web sayfası]

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 29, 2008

Alkalimetri

Alkalimetri, standart baz çözeltisi yardımı ile örnekteki asit miktarının tayini.

Volumetrik (hacimsel) bir yöntem olup bir çeşit nötralizasyon titrasyonudur. Standart baz çözeltileri NaOH (sodyum hidroksit), KOH (potasyum hidroksit) veya Ba(OH)2 (baryum hidroksit) kullanılarak hazırlanır. Ucuz olması nedeniyle en çok kullanılan NaOH’tir. Ancak alkolde çözünmesi nedeniyle alkollü ortamdaki tirasyonlarda KOH ve organik asitlerin titrasyonunda Ba(OH)2 kullanılır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Rastafarianizm

Rastafarianizm eski Etiyopya Prensi olan Haile Selassie’yi tanrının dünyadaki yansıması olarak gören dinin ve bu dine bağlı olarak ortaya çıkmış olan inanış ve düşünce biçiminin adıdır. Marcus Garvey de bu dinin peygamberi olarak görülür. Buna karşın, ne Haile Selassie, ne de Marcus Garvey kendilerini bu dinle ilişkilendirmişlerdir. Bob Marley’nin de mensuplarından biri olduğu bu dinin kurucusu Leonard Howell olarak bilinir.

Mısır kökenli Ra dinlerinin Hristiyanlık ve Yahudilik ile karışımından oluşan bir dindir. Musa’nın asıl yol gösterdiği kutsal kavimin zenciler özellikle de Etiyopyalılar olduğunu savunur. Rastafarianizim’de kutsal vadedilmiş topraklara zion (bir anlamda cennet) denilmektedir. Rastafarianistler kendi içlerinde birçok kola ayrıldıklarından değişik inanışlara ve jah kavramına sahip olabilirler.

Bu dinin ilahileri daha sonralarıda Jamaika’da reggae müziğine kaynaklık etmiştir.

rastanın renkleri siyah, kırmızı, sarı ve yeşildir. kırmızı, yeşil ve sarı renkleri Etiyopya bayrağı,siyah Afrika halkını temsil eder. her bir rengin kendi anlamı vardır ve bunlar rastafarianlar için çok mühimdir. siyah Afrika halkını temsil eder. sarı bütün altın mücevher ve hazineler içindir. yeşil insanların üzerinde yürüdüğü dünyadır.

çoğu rastalar eski ahitinkural koyduğu yiyeceğe uygun yerler. etin sınırlı türlerini yerler. onlar kabuklu deniz hayvanı ve domuz eti yemezler. diğerleri bütün etlerden çekinirler.Nazirite yeminini kabul eden akımlardır. alkol kullanımını genellikle zararlı olarak görürler.


Göz At

  • Yeni Dini Hareketler
  • Din Sosyolojisi

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 28, 2008

Ben İnsan Değil Miyim

Ben İnsan Değil Miyim, Elazığ Yalçın Plak tarafından 1974 yılında çıkarılmış albümdür. Albüm aynı isimli şarkıdan bu ismi almıştır.

== Şarkı listesi ==

  1. Ben İnsan Değilmiyim söz:Sait Ergenç müzik:Mustafa Diker
  2. Bir Dilim Beyaz Peynir söz-müzik:Halit Arapoğlu
  3. Bu Kadar İşkence Günah söz-müzik:Mustafa Ayan
  4. Tükenmeyen Efkarım Var söz-müzik:Sadık Altınmeşe
  5. Yağmurun Sesine Bak
  6. Fesuphanallah söz-müzik:Erkin Koray
  7. Urfaya Paşa Geldi söz-müzik:Bedri Çağlayan
  8. İnce İnce Bir Kar Yağar söz-müzik:Aşık Mahsuni Şerif
  9. Karadır Kaşlarınsöz-müzik:Fahri Kayahan
  10. Söz Namustur söz-müzik:Erkan Ocaklı
  11. Urfalıyam Ezelden söz-müzik:anonim
  12. Aman Hoca Bu Ne İştir söz-müzik:anonim

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

DiziMax

DiziMax, Türkiye’de Digiturk’ün sunduğu kanallardan biridir. Yabancı TV dizilerini altyazılı olarak yayınlar.

Dizimax’te yayınlanan bazı diziler:

  • Alias
  • Babylon 5
  • CSI: Miami
  • Charmed
  • Commander in Chief
  • Criminal Minds
  • Dead Like Me
  • Eureka
  • Grey’s Anatomy
  • House
  • Huff
  • In Justice
  • Lost
  • Medium
  • Monk
  • NCIS
  • Numb3rs
  • Jericho
  • Threshold
  • Surface


Dış bağlantılar

  • Dizimax Resmi Sitesi

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Kodon

Kodon bütün yaşayan canlıların genomları DNA’larında kaydedilmiştir (bazı virüslerin RNA temelli genomları vardır). Genomun bir protein ya da RNA molekülünün yapılması için gerekli şifreyi içeren kısımları gen olarak adlandırılır. Proteinlerin sentezlenmesi için gerekli olan kodu içeren genler üçer nükleotidden oluşan kodonlardan oluşmaktadırlar. Her bir kodon protein sentezlenişi esnasında belli bir aminoasitin kodunu içerir. Aşağıdaki tablo, hangi kodonların hangi aminoasitleri kodladıklarını göstermektedir.


RNA kodon tablosu

Bu tablo 64 kodonu ve her kodonun kodladığı aminoasitleri göstermektedir. Kodonların DNA’daki yönü: 5′→3′ şeklindedir.
2. baz
U C A G
1.
baz
U

UUU (Phe/F)Fenilalanin
UUC (Phe/F)Fenilalanin
UUA (Leu/L)Lösin
UUG (Leu/L)Lösin

UCU (Ser/S)Serin
UCC (Ser/S)Serin
UCA (Ser/S)Serin
UCG (Ser/S)Serin

UAU (Tyr/Y)Tirozin
UAC (Tyr/Y)Tirozin
UAA Ochre (Stop)
UAG Amber (Stop)

UGU (Cys/C)Sistein
UGC (Cys/C)Sistein
UGA Opal (Stop)
UGG (Trp/W)Triptofan

C

CUU (Leu/L)Lösin
CUC (Leu/L)Lösin
CUA (Leu/L)Lösin
CUG (Leu/L)Lösin

CCU (Pro/P)Prolin
CCC (Pro/P)Prolin
CCA (Pro/P)Prolin
CCG (Pro/P)Prolin

CAU (His/H)Histidin
CAC (His/H)Histidin
CAA (Gln/Q)Glutamin
CAG (Gln/Q)Glutamin

CGU (Arg/R)Arginin
CGC (Arg/R)Arginin
CGA (Arg/R)Arginin
CGG (Arg/R)Arginin

A

AUU (Ile/I)İzolösin
AUC (Ile/I)İzolösin
AUA (Ile/I)İzolösin
AUG (Met/M)Metiyonin, StartThe codon AUG both codes for methionine and serves as an initiation site: the first AUG in an mRNA’s coding region is where translation into protein begins.

ACU (Thr/T)Treonin
ACC (Thr/T)Treonin
ACA (Thr/T)Treonin
ACG (Thr/T)Treonin

AAU (Asn/N)Asparagin
AAC (Asn/N)Asparagin
AAA (Lys/K)Lizin
AAG (Lys/K)Lizin

AGU (Ser/S)Serin
AGC (Ser/S)Serin
AGA (Arg/R)Arginin
AGG (Arg/R)Arginin

G

GUU (Val/V)Valin
GUC (Val/V)Valin
GUA (Val/V)Valin
GUG (Val/V)Valin

GCU (Ala/A)Alanin
GCC (Ala/A)Alanin
GCA (Ala/A)Alanin
GCG (Ala/A)Alanin

GAU (Asp/D)Aspartik asit
GAC (Asp/D)Aspartik asidt
GAA (Glu/E)Glutamik asit
GAG (Glu/E)Glutamik asit

GGU (Gly/G)Glisin
GGC (Gly/G)Glisin
GGA (Gly/G)Glisin
GGG (Gly/G)Glisin

Ters tablo
Ala GCU, GCC, GCA, GCG Leu UUA, UUG, CUU, CUC, CUA,

CUG

Arg CGU, CGC, CGA, CGG, AGA,

AGG

Lys AAA, AAG
Asn AAU, AAC Met AUG
Asp GAU, GAC Phe UUU, UUC
Cys UGU, UGC Pro CCU, CCC, CCA, CCG
Gln CAA, CAG Ser UCU, UCC, UCA, UCG, AGU,

AGC

Glu GAA, GAG Thr ACU, ACC, ACA, ACG
Gly GGU, GGC, GGA, GGG Trp UGG
His CAU, CAC Tyr UAU, UAC
Ile AUU, AUC, AUA Val GUU, GUC, GUA, GUG
START AUG, GUG STOP UAG, UGA, UAA

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 27, 2008

Kral Yolu

Batı Afrika ticaret yolu için Kral Yolu (Büyük Sahra) maddesine bakınız.

Kral Yolu veya tam ismi ile Pers Kral Yolu Pers İmparatorluğu kralı Darius I zamanında M.Ö. 5. yüzyılda yapılmış olan bir antik anayoldur. Darius yolu büyük imparatorluğunu boyunca Susa’dan Sardis’e kadar hızlı ulaşımı kolaylaştırmak için yapmıştır. Bu kuryeler yedi günde 2.699 kilometre seyahat edebiliyorlardı. Yunanlı tarihçi Herodotus’un yazdığı, “Dünya’da Persli kuryelerden daha hızlı seyahat eden başka bir şey yoktur” cümleleri ile onları övmektedir. Benzer bir şekilde, “Ne kar ne yağmur ne sıcaklık ne de gecenin karanlığı onların görevlerini yapmalarına engeldi” cümlesi ise bu kuryelerin gayri resmi sloganlarıydı.


Seyir

Yolun seyri Herodotus’un yazılarından, arkeolojik araştırmalardan ve tarihi kayıtlardan yararlanılarak yeniden yapılmıştır. Batıda Sardis’ten başlayarak (Türkiye’de İzmir’in 95 km kadar doğusunda), doğuya doğru şu anki Türkiye’nin orta kuzey kısmından Asur’un başkenti Nineveh’a (şu anki Musul, Irak) varmaktadır, daha sonra Babil’in (şu anki Bağdat, Irak) güneyine geçmektedir. Babil’in yakınından, yolun iki ayrı yola ayrıldığı düşünülmektedir, bir tanesi kuzeybatıya daha sonra batıdan Ecbatana ve oradan da İpek Yolu ile beraber gitmektedir, diğer yol ise doğuya devam ederek Pers başkenti Susa’ya (şu anki İran) ulaşmaktadır ve daha sonra güneydoğudan Persepolis geçmektedir.


Tarihi

Yolun Pers İmparatorluğu’ndaki şehirler arasında en kolay veya en kısa yolu takip etmemesinden dolayı, arkeologlar yolun en batı kısmının Asur kralları tarafından yapıldığını düşünmektedirler çünkü yol eski imparatorluğun kalbine doğru gitmektedir. Daha doğu taraftaki parçaları ise (şu anki İran) büyük ticaret yolu İpek Yolu ile kesişmektedir.

Ancak, Darius I şu an bildiğimiz Kral Yolu’nu yapmış olan kişidir. Yol tabanını iyileştirerek ve parçaları birleştirerek bir bütün haline getirmiştir. öncelikle krallığın pirradaziš veya elçileri için hızlı bir ulaşımda ortamı sağlamıştır.

Darius’un geliştirmiş olduğu yol o kadar önemli bir antik eserdir ki Roma zamanında da kullanılmaya devam edilmiştir. Türkiye’de Diyarbakır’da bir köprü o zamanlardan beri hâlâ ayaktadır.


Kaynaklar

  • 5 Mayıs 2006 tarihli İngilizce Wikipedia Royal Road

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Ayastefanos’daki Rus Abidesinin Yıkılışı


Ayastefanos’daki Rus Abidesinin Yıkılışı.Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına girdiği yıl çevrilen Türk sinema tarihinin bilinen ilk filmi ve senaryosudur. Osmanlı ordusunda Yedeksubay olarak görev yapan Fuat Uzkınay tarafından 14 Kasım 1914′te çekilmiştir. Film 150 metrelik bir belgeseldir. Film’deki tüm olay Ayastefanos’taki (Yeşilköy) Rus anıtının yıkılışıdır. Lumierre kardeşlerin sinema tarihine ilk film olarak geçen ve sinemanın doğuşu kabul edilen trenin gara girişinin Türk versiyonudur. Filmin hiçbir kopyası günümüze ulaşamamıştır, bu yüzden filmin hiç var olmadığına dair şüpheler de mevcuttur.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 26, 2008

İmam Yahya Ebul Kasım Türbesi

İmam Yahya Ebul Kasım Türbesi Musul’da Baştabya-Karasaray arasında Dicle Kıyısı civarındadır.

1239’da İmam Yahya bin Kasım için Bedreddin Lülü tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında yaygın olan ve genellikle kabul edilen Ebül Kasım adı, aslında Yahya bin Kasım’dır. Yani Kasım’ın babası Yahya’ya değil, Kasım’ın oğlu Yahya’ya türbe yapılmıştır. Kasım’ın babası Hasan olup, amcası Hüseyin’le birlikte Kerbelâ’da şehid edilmiştir.

1319 yılında Hacı İbrahim, sanduka ve iç süslemelerini yenilemiştir. 1903 depreminde zarar gören yapı, 1916 yılında tamir edilmiştir.

Baştabya ile Karasaray arasında, tepe üzerinde bulunan türbe, bir taraftan Dicle Nehri’ne bakmaktadır. Türbenin nehir tarafındaki duvarı kayma ve göçme yüzünden üst seviyesinde sıfıra inen kalın 2 payanda duvarıyla desteklenmiştir. Buna rağmen yapı oldukça meyilli durumdadır. Geniş bir avlunun içinde bulunan türbenin batısında türbedarın kaldığı modern binalar bulunmaktadır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Nazlı Çetinok

Nazlı Çetinok, Türk gazeteci, yazar, sinema sanatçısı.

1968′de İstanbul’da doğdu. İletişimci, radyo - televizyon program yapımcısı ve sunucu Nejat Çetinok ile Müveddet Anter’in kızıdır. Saint Michel Fransız Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik danışmanlık bölümünü bitirdi. 2000 yılından bu yana gazeteci ve yazar olarak çalışmaktadır. Yazıları, söyleşileri işleri ve fotoğraf prodüksüyonları, çeşitli dergilerde ve internet sitelerinde yayınlanmıştır.

Reklam filmi ve videoklip prodüktörlüğü yapmıştır. Tramvay filminin senaryo grubunda çalışmıştır. Filmin yapım koordinatörlüğünü, sanat yönetmenliğini üstlenmiştir.
20 Şubat 1995 tarihinde Müveddet Nisan ve Coşkun Can isimli ikizleri olmuştur.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 25, 2008

Yer Su

Yer Su eski Türk İnancı Tengricilik’te bir ruh kategorisidir. Bu inanca göre Yer Su-ruhları Toprak Ana Ötüken’e bağlı doğa ruhlarıdır. Bazen bir ağacın, kayanın, dağın, gölün, ırmağın ya da hatta bütün bir ülkenin ruh’u olurlar. Yer Su’lara saygı göstermek gerekir. Bir ormana girildiğinde dikkatli hareket edilir; sesli konuşulmaz, dallar kırılmaz, taş atılmaz. Eğer insan doğadan birsey aldıysa bu sadece doğa ruhlarının izin vermesiyle mümkün olmuştur. Bu yüzden insanlar Yer Su’lara şükür ederler.

Eski Türk Mitolojisinde Yer Su’lar bazen önemli bir rol oynar. Göç Destanında, Türkler 40 kuşaktan beri kutsal saydıkları bir kayayı Çinlere armağan ederler. Bu yüzden aniden gök garib bir denge bürünür, kuşların ve doğadaki hayvanların sesleri kesilir, Bitkiler sararıp solmaya başlar ve Türklerin arasında salgın hastalıklar yayılır. Doğadan Yer Su’ların “gööç.. gööç” diye sesleri duyulur. Bu sesler ancak Türkler aylarca göç edip çok uzaklara vardıklarında kesilir. Bu şekilde Yer Su’lar kendilerine saygısızlık yapmış olan Türkleri cezalandırmış olurlar. Aynı şekilde belli kurallara uyulmadığı taktirde doğadan gelen bereketin azalacağına inanılırdı.

Yer Su’lar unutulmuş ataların ruhları olduğuna inanılırdı. Ataların isimleri anıldığı sürece ailelerinin yakınlarında bulunup onlara destek olduklarına, ama eğer unutulup isimleri anılmazsa, doğaya gidip orada herhangi bir cisimin ruhu olduklarına inanırlardı.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 23, 2008

Barbados’daki şehirler listesi

11 bölge ve yerleşim yerleri;

Christ Church (İsa Kilisesi)

  • Oistins

Saint Andrew

  • Greenland

Saint George

  • Bulkeley

Saint James

  • Holetown

Saint John

  • Blackmans

Saint Joseph

  • Bathsheba

Saint Lucy

  • Crab Hill

Saint Michael

  • Bridgetown

Saint Peter

  • Speightstown

Saint Philip

  • Crane

Saint Thomas

  • Hillaby

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Tucker Gates

Tucker Gates, Amerikan TV yönetmeni ve yapımcısı.

J.J. Abrams’ın Alias, Lost gibi dizilerinde yönetmenlik yapmıştır. Ayrıca Weeds, Carnivàle, Huff, Boston Legal, Roswell, Brothers & Sisters gibi bir çok diziyi de yönetmiştir.


Yönettiği Lost bölümleri

  • “Confidence Man”, (sezon 1, bölüm 8)
  • “In Translation”, (sezon 1, bölüm 17)
  • “Born to Run”, (sezon 1, bölüm 22)
  • “I Do”, (sezon 3, bölüm 6)

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 22, 2008

Kartvizit


Genel Bilgi

Genel olarak sahibinin adı ve soyadı, bağlı bulunduğu kurum, unvanı ve iletişim bilgilerinin yer aldığı tasarımlardır. Çoğunlukla kartvizit baskıları bristol kartona yapılmaktadır. Kartvizitler için sıklıkla kullanılan ölçüler: eni için 5 - 5,5 cm, boyu için 8-9 cm’dir. Kartvizitler, kurumsal kimliğin ayrılmaz bir parçası olduğu için bu doğrultuda hazırlanması gerekmektedir. Firma logoları için belirlenen renklerin pantone numaraları matbaa ile paylaşılmalıdır. Kartvizitler, profesyonelliğin kısa bir ifadesidir. İş görüşmelerine başlamadan önce kartvizitlerin değişimi son derece önemlidir.

Renkli kartvizit, Basit görünüşünün yanında imaj bakımından etkili bir reklamdır. Günümüzde firmalar tanıtıma ayırdıkları rakamları kıstıkça farkında olmadan piyasalarını rakip firmalara kaptırmaktadırlar. Kriz dönemlerinde reklamdan tasarrufa gitmek isteyen firmalar, kartvizitlerindeki imajlarını düzeltmekle de kendilerini tanıtabilmektedirler. Renkli kartvizitin diğerlerine göre

  • Renkli olması nedeniyle görsel çekicilik
  • Kâğıdının iyi kalitede (kuşe) olması
  • Firma ürünlerinin resimlerle gösterilmesi
  • Basit kartvizitlerden daha hesaplı olması (toplu basıldığı için)
  • Arka Baskısının olması
  • Islanmaması için selefon kaplama olması.

gibi üstünlükleri bulunmaktadır.

Kartvizit ağacı şu şekildedir :

Seri Üretim Kartvizit

  • Popüler Kartvizit (Resim ağırlıklı, canlı renkler için ideal)
  • Mat Selefon Kartvizit (Az resimli, logo ve yazıdan oluşan kartlar için ideal)
  • Fantezi Kartvizit (Resimsiz, logo ve bilgilerden oluşan kartlar için ideal)

Acil Kartvizit

  • Digital (dijital) Baskı
  • Ofset Express Baskı

Özel Kartvizitler

  • 2 Renk - Tek yüz
  • 3 Renk - Tek yüz
  • 4 Renk - Tek yüz
  • Çift yüz

V.I.P Kartvizitler

  • Gofralı Kartvizit
  • Gofralı Kısmi laklı kartvizit
  • Kabartma yazılı kartvizit
  • Kabartma yazılı ve yaldızlı kartvizit


Ekstra Uygulanan İşçilik

  • Gofre
  • Varak
  • Bölgesel parlaklık
  • Selefon
  • Özel kesim

Kartvizit örnekleri

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Osmanlı Devleti duraklama dönemi

Osmanlı İmparatorluğu’nun Duraklama Nedenleri birkaç gruba ayrılabilir:

Konu başlıkları


Merkezi Yönetimin Bozulması

Osmanlı merkezi yönetiminin bozulmasında;

  • 17. yüzyıldan itibaren tahta çıkan padişahların devlet işlerine ilgisiz kalmaları ve ordunun başında seferlere çıkmamaları
  • Şehzadelerin sancaklara gönderilmemesinden dolayı, devlet işlerinde yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan devletin başına geçmeleri
  • Padişahların tecrübesizliğinden yararlanan saray kadınlarının ve ağalarının devlet yönetiminde etkili olmaları
  • Küçük yaşta tahta çıkmaları (4. Mehmed 12 yaşında tahta çıkmıştır).
  • Önemli makamların liyakata bakılmadan rüşvet ve iltimas yoluyla dağıtılması gibi nedenler etkili olmuştur.

Devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Deneyimsiz kişiler tahta geçmiş, bu nedenle merkezi yönetim bozulmuştur.


Ekonominin Bozulması

16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ekonomisinin bozulmasında;

  • Coğrafi Keşiflerin etkisiyle ticaret yollarının yön değiştirmesi ve gümrük gelirlerinin büyük ölçüde azalması
  • 17. yüzyılda Avusturya ve İran ile yapılan savaşların yüklü harcamalara yol açması
  • İhracatın azalması, ithalatın artması ve kapitülasyonların giderek Avrupalı devletlerin sömürü aracı haline gelmesi
  • Sömürgelerden Avrupa’ya yüklü miktarda altın ve gümüşün gelmesi, bu madenlerin bir miktarının Osmanlı ülkesine girmesi ve paranın değerini düşürerek enflasyonu artırması
  • Vergilerin yükseltilmesi üzerine köylerde yaşayan insanların vergilerini ödeyemeyerek tarımsal üretimi bırakmaları
  • Saray masraflarının artması

gibi nedenler etkili olmuştur.
Köyden şehre göçler sonucu üretim azalmıştır
fazladan asker alımı ile askeri masrafların artması


Askeri Sistemin Bozulması

  • III. Murat döneminden itibaren kapıkulu ocaklarına kanunlara aykırı asker alınarak sayılarının artırılması
  • Yeniçerilerin geçim sıkıntısını ileri sürerek askerlik dışında işlerle uğraşmaları
  • İltizam sisteminin yaygınlaşması üzerine tımar sisteminin önemini kaybetmesi ve eyaletlerde asker yetiştirilmemesi
  • Denizcilikle ilgisi olmayan kişilerin donanmanın başına getirilmesi
  • Avrupa’da meydana gelen harp teknolojisindeki gelişmelerin takip edilmemesi

gibi etkenler Osmanlı askeri sisteminin bozulmasına neden olmuştur.


Sosyal Alandaki Bozulmalar

Tımar sisteminin bozulması, nüfusun artması ve Anadolu’da çıkan Celali isyanları halkın devlete olan güvenini sarsmıştır. 17. yüzyılda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin nüfusları hızla artmış, bu durum şehirlerde işsizliğe ve güvenliğin bozulmasına neden olmuştur.
Sonuç olarak, devlet bu isyanları güçlükle bastırdı ve halkın devlete güveni azaldı.


Eğitim Sisteminin Bozulması

  • Ahmetli eğitim sisteminin temelini oluşturan medreselerin çağın gerisinde kalması ve Avrupa’da eğitim alanında meydana gelen yeniliklerin takip edilmemesi
  • Pozitif bilimlerin medreselerin müfredatından çıkarılması
  • Medrese öğrenimi görmemiş pek çok kişiye ilmi rütbeler verilmesi
  • Yeni doğmuş çocuklara müderrislik unvanının verilmesi ve beşik uleması diye adlandırılan bir sınıfın ortaya çıkması


Dış Etkenler

  • Coğrafi Keşiflerle zenginleşen ve ekonomilerini güçlendiren Avrupa devletleri, Rönesans ve Reform hareketleriyle düşünce ve bilim hayatında önemli atılımlar yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki teknolojik ve bilimsel gelişmelere ayak uyduramamış, Avrupa’nın gerisinde kalmıştır.
  • Avrupalıların Haçlı anlayışıyla Osmanlı İmparatorluğu’na hep birlikte saldırmaları duraklamaya neden olmuştur.

17. yüzyılda Osmanlı–Avusturya İlişkileri şu şekilde gelişmiştir:


1593–1606 Devlet-i Aliye(osmanlı)–Avusturya Savaşları

Sokullu Mehmet Paşa döneminde imzalanan antlaşma tarafların karşılıklı saldırılarıyla bozulmuş ve iki devlet arasında savaşlar başlamıştır. İki devlet arasındaki savaş Avusturya’nın isteğiyle Zitvatorok Antlaşması imzalanarak sona erdirilmiştir (1606). Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı Devleti;

  • Kanije, Eğri ve Estergon kaleleri Osmanlıya bırakılacak.
  • Avusturya vergi ödemeyecek ama savaş tazminatı ödeyecek.
  • Avrupa’daki üstünlüğünü kaybetmiştir.
  • Avusturya kralı Osmanlı padişahına denk hale gelmiştir. Böylece, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle hukuki eşitlik dönemi başlamıştır.[İstanbul Antlaşması ile başlayan siyasi üstünlük bu antlaşma ile son bulmuştur]


II. Viyana Kuşatması ve Osmanlı-Avusturya Savaşı

Avusturya, Orta Avrupa’da gücünü artırmak için Macaristan’a egemen olma politikası izlemiştir. Macarlara yardım etmeyi kabul eden Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sefere çıkarak Viyana’yı ikinci defa kuşatmıştır (1683). Osmanlı orduları Viyana önlerinde bozguna uğrayarak geri çekilmiştir.

Osmanlıların Viyana önlerinde bozguna uğraması, Avrupa’da büyük bir sevinç meydana getirmiş ve Papa’nın gayretleriyle Türkleri Avrupa’dan atmak amacıyla Kutsal İttifak kurulmuştur (1684). Bu ittifaka; Avusturya, Lehistan, Venedik, Malta şövalyeleri ve sonradan Rusya katılmıştır. 16 yıl devam eden savaşlarda Osmanlı Ordusu yenilmiş, kutsal İttifak devletleriyle Osmanlı Devleti arasında Karlofça Antlaşması imzalanmıştır (1699). Karlofça Antlaşması’yla;

  • Osmanlı Devleti batıda ilk kez toprak kaybetmiştir.
  • Osmanlı Devleti Orta Avrupa’daki egemenliğini kaybetmiştir
  • Avrupa devletleri savunmadan saldırıya geçmiş ve askeri bakımdan üstünlükleri ortaya çıkmıştır.


İstanbul Antlaşması

Karlofça Antlaşması’ndan sonra Rusya ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul Antlaşması imzalanmıştır (1700). Osmanlı Devleti, Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları’yla kaybettiği toprakları geri alabilmek amacıyla 18. yüzyılda Avusturya, Venedik ve Rusya ile savaşlar yapmıştır.


İç İsyanlar ve Sonuçları


İstanbul İsyanları

İstanbul isyanları kapıkulu askerlerinden yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır. İstanbul isyanlarının çıkmasında;

  • Devlet yönetimindeki otorite boşluğundan yararlanan yeniçeri ağaları ve saray kadınlarının yönetimi olumsuz yönde etkilemeleri
  • Kapıkulu sisteminin değişmesi ve ocağa askerlikle ilgisi olmayan kişilerin alınması
  • Kapıkulu askerlerinin maaşlarının zamanında ödenmemesi veya ayarı düşük paralarla ödenmesi
  • Yeniçerilerin cülus bahşişi almak için sık sık padişah değiştirmek istemeleri
  • Devlet yönetiminde etkin olmak isteyen devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtması
  • Yeniçeri ve sipahilerin çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen padişah ve devlet adamlarını görevden uzaklaştırmak istemeleri
  • Kapıkulu askerlerinin disiplin altında tutulamaması

gibi nedenler etkili olmuştur. İstanbul isyanları devlet düzeni değiştirmeye olmayıp, yönetimi şahıslara karşı yapılmıştır.İstanbul isyanları sonucunda;

  • İsyanların zayıflaması
  • Kadı ve sancak beylerinin kanunlara aykırı davranarak halkı zor duruma düşürmeleri
  • Osmanlı–İran ve Osmanlı–Avusturya savaşları

gibi nedenler etkiancılar, daima isteklerini yaptırmayı başarmışlar ve Osmanlı merkezi idaresi üzerinde kapıkulu (özellikle yeniçeriler) askerlerinin etkisi artmıştır.

  • İsyancılar, padişah ve devlet adamlarını görevden almışlar, hatta öldürmüşlerdir.
  • İsyanlar İstanbul’da asayişin bozulmasına, halkın zor durumda kalmasına, şehirde yangınların çıkmasına ve yağmalamaların yapılmasına neden olmuştur.


Celali İsyanları

17. yüzyılda Anadolu’da çıkan isyanlara “Celali İsyanları” denilmiştir. Celali isyanlarının sebepleri;

  • Eyaletlerde devlet yönetiminin bozulması ve vergi toplamada adaletsiz davranılması
  • Dirlik sisteminin bozulması ve dirliklerin dağıtımında haksızlıkların yapılması
  • 17. yüzyılda savaşların uzun sürmesi ve yenilgiyle sonuçlanmasından dolayı askerden kaçanların Anadolu’da eşkiyalığa başlaması
  • Devşirme asıllı devlet adamlarının Anadolu halkıyla kaynaşamamaları
  • Merkezi otoriteli olmuştur. Celali isyanlarının sonucunda;
  • Anadolu’da devlet otoritesi sarsılmıştır.
  • Anadolu’da huzur ve güvenlik bozulmuş, birçok şehir ve kasaba harap olmuştur.
  • Üretim faaliyetleri azalmış, ekonomi bozulmuştur.
  • Vergiler toplanamamış ve devletin gelirleri azalmıştır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Örsan Öymen

Örsan Öymen (1938 - 1987) Gazeteci, televizyoncu.

1 Mayıs 1938′de Ankara’da doğan Öymen, 1950 ve 1960′lı yıllarda Tercüman, Dünya, Ulus, Öncü gazetelerinde çalıştı. Uzun yıllar Alman Radyo Televizyonu’nda (WDR) radyo programcılığı, muhabirlik ve yorumculuk yaptı. Gisela Öymen’le evlendi. Türkiye’ye 1969′da dönen Öymen, TRT’nin yapılanmasında önemli rol oynadı, Söz Meclisten Dışarı programını yaptı. Günaydın gazetesinde “06 Ankara” adlı köşesinde yazan Örsan Öymen, ağabeyi Altan Öymen ile ANKA Ajansı’na da destek verdi.
1973′te Milliyet’te özgün politik taşlamalarını “Politika Kazanı” başlığıyla yazmaya başlayan Öymen, 22 Temmuz 1987′de Bodrum’da geçirdiği kalp krizi sonucu 49 yaşında vefat etti. Hikmet Bila, Örsan Öymen ve Politika Kazanı (1999) adlı kitabında Öymen’i ve yazılarını anlatmaktadır.


Eserleri

  • politika kazanı ( )
  • Bir İhtilal Daha Var, 1986.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 21, 2008

Mecaz-ı mürsel

Bir edebi sanat türüdür. Ad Aktarması, Düz değişmece ya da metonomi diye de adlandırılır.

Bir sözcüğü benzetme amacı gütmeden başka bir sözcük yerine kullanma sanatıdır. Günlük yaşamda da yaygınlıkla kullanılan mecaz-ı mürsel, iki nesne ve kavram arasında çok çeşitli ilgiler kurulmasıyla gerçekleşir. Neden yerine sonucun (bereket yağdı gibi), içindeki yerine kabın (sobayı yaktık gibi), özel yerine genelin (at yerine hayvan gibi), soyut kavram yerine somut adın (gözüme girdi gibi), yapıt yerine yazar adının (Siham-ı Kaza okuyorum demek yerine Nef’i okuyorum demek gibi) kullanıldığı çeşitli türleri vardır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 20, 2008

Bir Yudum Sevgi (film)

Bir Yudum Sevgi yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı 1984 yapımı Türk filmi.


Ödülleri

  • 21.Antalya Film Şenliği, 1984

    • En İyi Kadın Oyuncu Hale Soygazi
    • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Macit Koper
    • En İyi Müzik Yalçın Tura
    • En İyi Film Atıf Yılmaz
    • En İyi Yönetmen Atıf Yılmaz
  • İstanbul Film Festivali, 1985
    • En İyi Türk Filmi Atıf Yılmaz


Filmin Konusu

Aygül, (Hale Soygazi) dört çocuğunu işsiz kocasının (Macit Koper) yardımını görmeden büyütmeye çalışan mutsuz bir kadındır. “İş başa düştü” diyerek bir fabrikada çalışmaya başlar ve bu onun bilinçlenme sürecinin ateşleyicisi olur. İşe yaramaz kocasını terk eder, çocuklarını alıp başka bir eve taşınır ve bu arada söylentilere aldırış etmeden fabrikadaki işi bulmasına aracı olan adamla (Kadir İnanır) yakınlaşmaktan kaçınmaz.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Asidimetri

Asidimetri, bir çözeltinin baz içeriğinin, standart asit çözeltisi ile titre edilerek saptanması işlemi.

İşlem volumetrik (hacimsel) olup, bir çeşit nötralizasyon titrasyonudur. Katyonların çoğunun klorürleri suda kolay çözündüğünden titrasyonda genellikle HCl (hidrojen klorür) çözeltisi kullanılır. Klorürü yükseltgeyen maddelerin varlığında ya da uzun süre ısıtma gerektiğinde H2SO4 (sülfürik asit) kullanılır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Roland E-86

1993 Yılında Roland adlı müzik aleti üreticisi firma tarafından çıkarılan bir E seri modeli. Kendisinden 2 yıl önce çıkan E-70 adlı E serisi modelinin altyapısını alarak, çok büyük bir gelişme olan disket sürücü eklemesi sayesinde zamanının en çok satılan orglarından biri olmuştur.


Özellikleri

  • 61 Dokunma hassiyetli tuş
  • 128 Farklı ses seçeneği (9′u Davul kit)
  • 56 Ritim
  • Klavye Modları: Arranger, Lower, Drum Set
  • Picth-Bend, Modulation
  • Arranger Kontrolü : 2 Intro, 2 Ending, 4 Fill, 4 Varyasyon

Disket sürücü ile

  • Midi dosyalarını yazma ve çalabilme
  • Ritim yazma ve çalabilme
  • User Program kaydetmek ve yüklemek


Dış Bağlantılar

Üretici firma resmi websitesi : http://www.roland.com

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 19, 2008

Egoless programming

Egoless programming (egosuz programcılık), yazılım geliştiricinin neyi yanlış yaptığını anlaması ve kabul etmesini ifade eder.

Bu kavramdan ilk bahseden kişi, günümüzde danışmanlık yapmakta olan Gerald Weinberg’dir. 1971 yılında yayınlanan “The Psychology of Computer Programming” adlı kitabında bu kavrama yer vermiştir.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Şükran Güngör

Şükran Güngör (1926, Aydın - 2002, İstanbul), Türk tiyatrocu ve sinema oyuncusu.

1926 yılında Çine’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ayrılıp tiyatro hayatına başladı. Eşi Yıldız Kenter’le birlikte Yıldızlar Topluluğu ‘nu, sonra da Kent Oyuncuları’nı kurmuştur.


İç bağlantılar

  • Kent Oyuncuları


Dış bağlantılar

  • Kent Oyuncuları web sitesi

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Peter Pan (film)


Konu

Wendy, küçük erkek kardeşleriyle yaşamaktadır. Bir gün büyükannesi ona büyüdüğünü söyler, Wendy biraz düşününce büyümek istemediğini anlar. Ama ne yazıkki buna bir çare yoktur, her gece onlara fantastik hikayeler anlatan Wendy artık büyümüştür ve onların odasından ayrılma zamanı gelmiştir. Onları pencereden dinleyen Peter Pan, Wendy’yi ve tüm arkadaşlarını Varolmayan Ülke (Never Never Land)’e götürür. Bu masal diyarında çocuklar Kaptan Hook’la karşılaşır ve macera başlar.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

U-Darter

U-Darter

Güney Afrika’nın ürettiği ilk havadan havaya füze olan Darter, aynı zamanda kaska monteli nişangâh sistemi kullanması için tasarlanan ilk füze olması bakımından da önem taşıyor. Tasarımında Sidewinder ve Magic füzelerinden izler taşıyan Darter’in en gelişmiş versiyonu olan U-Darter, yüksek manevra kabiliyeti uçaklar içinde bulunmak üzere, Güney Afrika Hava Kuvvetleri tarafından belirlenmiş modern muharebe konsepti içindeki bütün harekât gereksinimlerine cevap verebilen üçüncü nesil kısa menzilli bir füze olarak dikkat çekiyor. İsrail’in Derby füzesini temel alarak R-Darter adlı yeni bir füze geliştirmeye başlayan Güney Afrika, geçtiğimiz yıllarda Derby’yi envanterine katarak bu projeden vazgeçti. Çalışmalar halen A-Darter adlı beşinci nesil bir sistem üzerinde yoğunlaşmış durumda.MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi Sayı: 2006-012, sy.23


Teknik Veriler

  • Üretici Firma(lar): Kentron - Denel
  • Üretici Ülke(ler): Güney Afrika
  • Tipi: Kısa Menzilli Hava-Hava
  • Güdüm Sistemi: IR Güdümlü
  • Harp Başlığı: 15 kg parça tesirli HE
  • Azami Etkili Menzili: 10 km
  • Hızı: 3+ Mach
  • İtki Tipi: Katı Yakıtlı Roket Motoru
  • Uzunluk: 2.75 m
  • Çap: 160 mm
  • Ağırlık: 96 kgMSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi Sayı: 2006-012, sy.23


Ayrıca Bakınız

  • AA-10
  • AIM-120 AMRAAM
  • Derby Füzesi


Kaynak

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

June 18, 2008

Şaki

Şaki kelimesi talihsiz kişi demek olup, dini literatürde cehennemliklere verilen addır. Eşkiya kelimesi şaki kelimesinden türemiştir. Şaki kelimesinin karşıt anlamlı kelimesi ise said kelimesidir.


Bakınız

Debreli Hasan -
“At martini debreli hasan dağlar dinlesin.” sözü meşhur olup; asil insanların kızgınlıkla ne hale geleceğini ve nasıl tepki vereceğini anlatmak için kullanılır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Ulus Gazetesi

Ulus Gazetesi, eski Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nin devamı olan günlük ulusal gazete.

Ulus Gazetesi, Ekim 1935′te yayına başladı. Başlığının altında “Adımız andımızdır” yazar. CHP’nin yayın organı olan Ulus gazetesi, Aralık 1953′de Demokrat Parti tarafından CHP’nin mal varlıklarına el konulmasıyla kapatıldı. 1954′de Yeni Ulus adıyla yayınına devam etti. 1954′te adı Halkçı oldu, 1955′de yeniden Ulus adını aldı. 1971′de adı Barış olarak değiştirildi. chp nin resmi yayın organının şimdi ki adı ise halk gazetesi .

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Merkezkaç

Merkezkaç kuvveti anlamlı fakat gerçek olmayan, yani Newton yasalarına uyan bir kuvvet değildir. Newton’a göre duran bir cisme etki eden kuvvet o cismin ivme kazanmasına neden olur. Ve yine Newton’a göre hareket halindeki bir cisim, üzerine kuvvet etki etmediği sürece hareketine devam edecektir. Dairesel hareket sistemlerinde yani dönen sistemler için başlangıçta duran bir cisim (yatayda dönen bir levha ya da bir atlıkarınca ve üzerinde hareketsiz bir cisim düşünün) hareket başladığında dışa doğru kayma eğilimi gösterecektir. Yani cisim merkezden dışa doğru bir ivme kazanacaktır. Newton’a göre bu cisme ivmenin yönünde (dışa doğru) bir kuvvet etki ediyor olması gerekir. İşte gerçekte olmayan bu kuvvete merkezkaç kuvveti diyoruz. Ama bu durum sisteme içeriden bakıldığı zaman böyledir. Eğer sistemi dışarıdan incelersek durumun farklı olduğunu görürüz. Dönen bir aracın içinde içi su dolu bir kap düşünün, eğer biz de bu aracın içindeysek bize göre bu kabın devrilmesini sağlayan merkezkaç kuvvetidir. Ama araca dışarıdan bakarsak araç dönmekte iken su dulu kabın düz bir yol çizmeye çalıştığını ve kabın altına etki eden kuvvetin kabı devirdiğini görürüz (eylemsizlik). İki durumda da yapılan işlemler doğru sonuç verir fakat birinci durumda olmayan bir kuvveti varmış gibi düşünüyoruz.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Ultrasonografi

Ultra-ses kullanılarak elde edilen görüntüler. Birçok hastalığın ön teşhisinde kullanılan, ancak daha çok karın organları gibi ses dalgalarının kolayca geçebileceği konumdaki organların tetkikinde etkili bir inceleme yöntemidir.

Uçaklarda metal yaşlanmasını tespit de kullaniılır.

Filed under Uncategorized by admin

Permalink Print

Matüridilik

Matüridîlik, ünlü Türk bilgini Matüridî’nin, Hanefî Mezhebi nin kurucusu İmam-ı A’zam ‘ın açtığı yoldan yürüyüp, aklı ön plâna alarak geliştirdiği inanç sistemidir.

Konu başlıkları


Matüridî’de İman, Allah, Peygamberlik Anlayışı

Matüridî’nin İslâm ilâhiyatının meselelerinden iman, Allah, Peygamberlik konularındaki görüşlerini kısaca ele alırsak:


İman tanımı

Matüridîye göre iman; “kalp ile tasdik dil ile ikrar” (açıkça söyleme) dır. Diliyle ikrar ettiği hâlde kalbiyle tasdik etmeyen kimse mümin değildir. Kur’an-ı Kerîm’de, “İnanç, henüz gönüllerinize yerleşmedi” (Hucurat suresi/14) ayetiyle imanın kalp ile ilgili olduğuna işaret edilir. Ayrıca, “İşte Allah imanı bunların (gönüllerine), kalplerine yazmış…(Mücadele suresi/22) ayetinde de iman kelimesi kalbe izafe edilmiştir. Bu durumda imanın gerçek rüknü “kalp ile tasdik” tir. İman, tasdik etme, onaylamadır. İman tasdik olunca, aksi de tekzip yani inkâr ve yalanlama olacaktır. Tekzib, düzeltme değil de sadece “inkâr” niyetiyle ifade ediliyorsa bunun anlamı da (dinî yönden) küfür’dür.

Matüridî, Kitab üt-Tevhid adlı eserinde “İmanın kalp ile tasdik veya marifet olduğu meselesi” başlığı altında, sadece bilmenin iman için yetersizliğini anlatır. Zira bir şeyin mahiyetini bilmek onu tasdik etmek anlamına gelmez. Bu sebeple kalpteki iman ‘bilme’ den başka bir şeydir. Yani, kalpteki iman ile bilmenin (bilginin) mahiyetleri ayrıdır. Ancak bilgi, kalple tasdikin meydana gelmesinde önemli rol oynar. Zira cehalet de bazan inkârcılığın sebebi olabilmektedir.
Matüridî’ye göre hürriyet, îman ve küfrün varlık şartıdır. Yani iman ve küfür tercihle olur.


İman-amel İlişkisi

Genellikle ilmihâl kitaplarında kullanılan amel kelimesi; “yapılan iş, fiil, bir kişinin dinin emirlerini yerine getirmesi için yaptıkları” anlamındadır. İmam Şafiî ‘nin aksine Matüridî iman ile ameli birbirinden ayırır. Amelin imandan bir parça olması ve imanın artıp eksilmesi konusunda Matüridî, görüşlerini benimsediği Ebu Hanife ‘ye uyar. Ebu Hanife ve Matüridî’ye göre iman ve amel ayrı şeylerdir. Çünkü bir ayette ( Ve men yu’min b’illahi ve ya’mel salihen) “…Allah’a iman eden ve yararlı iş işleyen…(Talak Suresi/11)” buyruğuyla imanı amelden ayırmış, “yararlı iş işleyen” ifadesi “iman eden” ifadesinden ve ile ayrılmıştır. Ayette geçen imandan maksat, kalp ile tasdik tir.

Matüridî’ye göre adam öldürmek, zina etmek, içki içmek… gibi büyük günahlar (günah-ı kebair) da mümini imandan çıkarmaz. Tanrı’ya ve emirlerine-yasaklarına-inanan kimse bunlara uymaz, bunları uygulamazsa dinden çıkmaz, günahkâr olur. Günahkâr olan kimse tevbe ile kurtulabilir. Tanrı Kur’an-ı Kerîm’inde, “‘Sizi yaratan O’dur, kiminiz inkârcı (kâfir), kiminiz mümindir. Ey inananlar! Mutluluğa ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah’ın hükmüne dönün” ayetleriyle müminlerin, işledikleri günahlardan tevbeyle affedileceklerini müjdeler. Yani, Allah’ın emirlerini uygalamayan veya uygulayamayan müminler günahkâr olurlar. Kâfirlik (küfr) ise yalanlamayla, inkârla olur.


Allah’ın Varlığı ve Bilinmesi

İslâm dininde iman esaslarının başında Allah ‘a iman gelir. Mümin ; öncesi ve sonrası olmayan (ezelî ve ebedî), her şeyi yoktan var eden ve zât’ı, sıfatları ve fiileri yönlerinden bir olan Allah’a imanla yükümlüdür.

Allah’ın varlığı, ‘Birliği (tevhid), yaratıcılığı konusunda birçok ayetler vardır: (En’am suresi/101; Zumer suresi/62; Bakara suresi/117; Âl-i imran suresi/189; Maide suresi/18, 40, 120… gibi).

Allah’ın varlığı ve Birliği mantık kurallarıyla da (akılla) ispatlanabilir. Kâinattaki varlıkların hareketlerini düzenleyen, bir nizam ve âhenk içerisinde bulunmalarını ve her birinin ayrı ayrı ve diğerlerine zarar vermeksizin görev yapmalarını sağlayan, her şeyin üstünde bir varlık var ki, O da, eşi ve benzeri olmayan Yüce Tanrıdır.

Allah’ın zât’ına ve fiilerine ait sıfatları vardır ve bu sıfatlar Allah’ın Zât’ının aynı da değildir, gayrı da değildir. Allah’ın sıfatları sonradan yaratılmış da değildir.


Allah’ın Başka bir Kelime ile İfâdesi

Allah’a, O’nu yaratılmış varlıklara benzetmeye götüren isim koymak uygun değildir. Çünkü O, Kur’an’da belirtildiği üzere hiçbir şeye benzemez. (Şûra suresi/11). Matüridî, “dengi ve benzeri bulunan bir şey çokluk statüsüne girer ve iki sayısı ile başlar. O’na nispet edilebilecek bütün yaratılmışlık kavramlarının ve nitelendirilebileceği bütün sıfatların, yaratılmışlara nispet edildiği ve nitelendirildiği takdirde anlaşılabilecek bir manâ ile Allah’a izafe edilmesi bâtıl olmuştur” der. Bu sebeple Allah’ın, yaratılmışlardan birini çağrıştıran bir isimle, kelimeyle anılması caiz değildir.


Allah’a “Şey” Denilebilir

Ebu Hanife gibi Matüridî de Allah’a Şey denilmesini câiz görür. Allah’a şey denmesini gerektiren sebep, cisimde mevcut olmadığı için bunu kullanmakta sakınca yoktur. Bunun iki yolla ispatlanması mümkündür: Birincisi, Kur’an ‘da kendisi için şey kelimesini kullanmaktadır. (Bakınız: Şûra suresi/11; En’am suresi/19) Allah ‘a şey denilmesi caiz olmasaydı ayetlerin bu kelimeyi Allah’a nispet etmemesi gerekirdi. İkincisi, aklî yoldur. Matüridî burada “örf açısından şey’iyyet başka değil, sadece varlık ifade (ispat) eden bir cisimdir… Sabit olmuştur ki bir varlığa şey nisbet etmek sadece onun zâtının varlığını ve yüceltilmesini ifade eder. Allah da buna lâyıktır.” ifadelerini kullanır. Teftazanî Nesefi’nin Akaid’ine yazdığı şerhde bu konu ile ilgili açıklaması yer alır.

Ebu Hanife ise Fıkh-ı Ekber adlı adlı eserinde bu konu ile ilgili olarak şunları yazar: “Allahu Teâlâ ŞEY’dir. Ama eşya gibi bir şey değildir. Şey olmasının manâsı; cisimsiz, cevhersiz, arazsız, hadsiz, zıtsız, eşsiz, ortaksız ve benzersiz olarak sabit olmaktır.”


Allah’ın Görülüp Görülmemesi

Matüridî Ahiret’de Allah’ın görülebilirliğini savunmaktadır. Kitabındaki şu cümleyle konuya girer:

“Aziz ve celîl olan Rabbin görülmesi hakkındaki söz şundan ibarettir: Bize göre O’nun (Allah’ın) görülmesi gereklidir, haktır, ancak bu rü’yet idraksiz (yani sınırsız) ve tefsirsiz (yani bakanın karşısında olmaktan, belirli aralıkta olmaktan… münezzeh) olacaktır.”


Bilgi, Akıl ve İrade Hürriyeti

Matüridî, Kitab üt-Tevhid’inde bilgi ve önemi üzerinde ısrarla durur. Farklı görüşlere karşı herkesin kendi görüşünün “doğruluğunu kanıtlayan karşı durulmaz bir delile sahip” olması gerekir. Akıl, bilgi edinilmesine kılavuzluk eder. Bilgi edinme yollarını Matüridî duyular, haberler (nakiller) ve akıl olarak belirler. O’na göre bilgi vehbî (kendiliğinden, doğuştan) olmaz; kesbî (sonradan kazanılan) dir. Doğru akıl yürütmeyle ortaya çıkan bilgi bir âdet-i ilâhiye ‘dir. Tanrı insana akletme, aklını kullanma yeteneğini, diğer varlıklara bir üstünlük özelliği, temyiz gücü olarak bahşetmiştir. Yani insan eşref-i mahlûkat tır.

Allah’ın mutlak kudreti ile insan kudreti arasındaki ilişki konusu İslâm düşünürleri arasında farklı yorumlar yapılmasına sebep olmuştur. İslâm tarihinin ilk dönemlerinden itibaren, insanların eylemlerinde hür olup olmadıkları hep tartışıla gelmiştir. Hattâ Peygamber zamanında “kader” konusunu tartışanlara Peygamberin sinirlendiği ve bu konuda tartışmayı uygun